Atatürk İlkeleri ile Çıkış Yolu Arayışı
Prof. Dr. Utku Yapıcı, Atatürk ilkelerinin Türkiye’nin geleceği için nasıl bir rehber olabileceğini değerlendiriyor.
Prof. Dr. Utku Yapıcı, Cumhuriyet’in temel meselelerine dair görüşlerini paylaştı.
– Venezuela’ya yönelik bir müdahale bekleniyordu ancak Maduro’nun kaçırılması büyük bir sürpriz oldu. ABD, bu operasyonla dünyaya ne mesaj vermek istedi?
ABD’nin küresel güç olma arzusu köklü bir geçmişe dayanıyor. Amerika kıtasının tamamının kendi etki alanında olduğunu dünyaya ilan etme düşüncesi, tarihsel bir bağlamda gelişti. Latin Amerika’da ise ciddi bir antikolonyal direnişin varlığı, ABD’nin bu bölgedeki etkisini sorguluyor. Bu coğrafyanın ABD’nin yanı başında bulunması, bölgedeki aktörlerin ABD’nin ulusal çıkarlarına aykırı hareket etme potansiyeline sahip olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Ancak burada asıl mesele, devletler arası bir mücadele olmaktan ziyade sistem mücadelesidir. Kapitalizmin mevcut durumu göz önüne alındığında, bu mücadelenin mantığını anlamak zorlaşıyor. Neoliberalizmin hakimiyetine müdahale edilmesine izin vermeyen bir süreç olarak değerlendiriyorum.
– ABD’nin zor durumda olduğu ve bu nedenle böyle bir operasyon gerçekleştirdiği yönündeki yorumlara katılır mısınız?
ABD’nin gücü, öncelikle algıya ve bağlama dayanıyor. Toplumsal yaşamda da bu durum geçerli. Güçsüz görünen bir birey, güçlü bir grup içinde zayıf kalabilirken, daha az kaslı bir grup içinde güçlü olarak algılanabilir. ABD’nin gücü de bu bağlamda şekilleniyor. Neoliberalizmin taşıyıcısı olan ABD, bu gücü algı yönetimiyle pekiştiriyor. Ancak dünya, bu neoliberal sistemde beyaz/siyah karşıtlığı üzerinden değil, gri tonlar üzerinde şekilleniyor. Sistemin karşıtları, aslında sistemin bir parçası haline geliyor.
‘KUTUPLAR SİSTEMİN GÖBEĞİNDE’
– Rusya ve Çin de neoliberal mi?
Dünya, tek kutuplu bir yapıdan çok kutuplu bir düzene evriliyor. Ancak Rusya ve Çin de neoliberal ekonomik sistemin dışında değiller. Bu durum, çok kutupluluğun sadece ABD’nin konumuna alternatif yaratma çabasıyla sınırlı kalmasına neden oluyor. Herkes, sistemin içinde farklı tonlarda yer alıyor ve bu durum, sistemin devamlılığını sağlıyor.
– ABD’ye veya sisteme karşı olduğunu söyleyen ülkeler, kapitalist sisteme uyum sağlayarak mı güçleniyor?
Kesinlikle. Bugün Rusya, hem iktidarıyla hem muhalefetiyle bu tür bir aktör konumuna sahip. Neoliberal ekonomi modeliyle uyumlu bir görüntü sergileyerek sistem içinde yer alıyor. Çin de benzer şekilde kapitalizmi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirerek güçleniyor.
– Dünyanın büyük güçler tarafından paylaşıldığına mı tanıklık ediyoruz, yoksa çok kutuplu dünyada daha kaotik bir gelecek mi bekliyor?
Uluslararası politik sistemin tarihine baktığımızda, aktörler ahlaka aykırı hareket ettiklerini kabul etmiyorlar. Sorun, evrensel olarak tanımlanmış ahlak anlayışının içinin boşaltılması. Ahlak kavramı, tarih boyunca hegemonya süreçleriyle birlikte var oldu.
– ABD Başkanı Trump, “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, beni vicdanım ve ahlakım durdurabilir” dedi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tarihte, hiçbir aktör açıkça “Ahlak önemsizdir” demedi. Aksine, yaptıklarını ahlaki bir çerçevede sunmaya çalıştılar. Ahlaksızlıklar açığa çıktığında ise bu durumu “devlet çıkarı” olarak meşrulaştırmaya çalıştılar. Bu durumu “insani müdahale” tartışmalarında sıkça gördük.
– ABD’nin operasyonu nasıl bir kapı açtı?
Kaçırma, klasik mafya yöntemleriyle yapılmadı. Ancak bu tür yöntemlerin normalleştirilmeye çalışıldığı bir ortamdayız. Burada en büyük tehlike, birinin kaçırılmasının değil, bunun ahlaken meşrulaştırılmasının denemesi. Bu durumun tahrip ediciliği çok daha büyük.
‘DEVLETLER ÇIKARINA BAKIYOR’
– Dünyadan gelen tepkileri göz önüne aldığınızda bu meşrulaştırma destekleniyor mu?
Birçok devlet, tepki göstermeyerek veya düşük tonda tepkiler vererek “Buradan nasıl çıkar elde ederiz?” düşüncesiyle hareket ediyor. Bu tavır, bireylerin davranışlarıyla paralellik gösteriyor. Toplum içinde birçok birey, güç odağına yaklaşarak onun yanında durmaya çalışıyor. Bu birey tipi, uluslararası sistemde de devlet yönetimlerinde hakim durumda. Çıkar sağlamak için sürekli bir irtibat arayışında oluyorlar.
– Rusya da bunu Ukrayna’da kendine özgü yorumlayarak mı kullanacak?
Büyük aktörlerin hepsi, bu durumu çevrelerindeki etkileri azaltmak için bir fırsat olarak değerlendirecek. Ancak küresel çağda aktörlerin ilişkileri çok boyutlu. Bu süreçte farklı aktörlerin karşı karşıya gelmesi de normal.
– O zaman bu operasyondan sonra yakında Çin’in Tayvan’a müdahalesini beklemeli miyiz?
Tayvan meselesi, Çin için uzun yıllardır kritik bir sorun. “Tek Çin” politikası, bu durumun doğal bir sonucudur. Çin, ABD’nin Venezuela müdahalesini bir örnek olarak değerlendirerek sistemsel bir tepki vermekten kaçınabilir.
– Trump, Grönland konusunda da kararlı görünüyor ama AB ülkeleri bu kez tepkisini ortaya koydu. Orada durum ne olur?
ABD, Grönland’ı satın almayı Danimarka’ya ilk kez teklif etmiyor. 1868’den beri bu girişimler var. Danimarka, NATO’nun kurucu üyelerinden biri. ABD de NATO’nun en büyük gücü. Ancak ABD, NATO’nun ruhuna aykırı bir politika izliyor ve milli çıkar kavramını kullanıyor. Trump, “ABD’nin ulusal çıkarı bunu gerektiriyor” dedi. Grönland meselesinde de müdahaleyi haklı kılmak için gerekli ahlaki meşruiyet, ulusal çıkar kavramı içinde kullanılıyor.
– NATO’ya üye devletlerin tepkileri ne olur?
Aktörler arasında çok boyutlu ilişki ağları mevcut. ABD’nin Avrupa’da kendini daha etkili bir karar verici konuma getirmeye çalışması, mutlaka bir tepki yaratır. Ancak hangi ülkede ne ölçüde tepki verileceği ayrı ayrı önemlidir.
‘NATO’NUN GELECEĞİ NEOLİBERALİZMİN SİSTEMİN KADERİNE BAĞLI’
– NATO’nun geleceği ile ilgili bir soru işareti ortaya çıkıyor mu?
NATO, yalnızca bir güvenlik örgütü değil, aynı zamanda üye devletlerin ekonomik politika uyumunu da garanti ediyor. Bu nedenle NATO, kapitalizmin küresel çıkarları doğrultusunda hareket etmeyi ön kabul haline getiriyor. Dolayısıyla NATO’nun geleceği de neoliberal sistemin kaderine bağlı.
– Türkiye bu tablonun neresinde?
Ülkeler, uzun zamandır siyah ya da beyaz değil, gri. Devlet yönetimlerini aşan pek çok sınır ötesi bağ mevcut. Tüm bu bağlar, aktörleri griliğe yöneltiyor. Son on yılın kapitalizmi, griliğin ta kendisi. Ancak Türkiye, bu grilikten çıkabilir. Türkiye’nin sahip olduğu reçete, emperyalizm karşıtlığı ile demokrasiyi birleştirmekten geçiyor. İyi yönetim, Batı emperyalizminin etkisinden sıyrılmakla mümkündür. Bugün Türkiye’nin doğru yönetimi, Atatürk’ün düşünce sisteminde gizlidir. Atatürk’ün ilkeleri, Türkiye’nin mücadelesinde yol gösterici olmalıdır. Çıkışın reçetesi, Atatürk ilkelerinin rehber alınmasıdır.
‘VARLIĞI KORUMANIN YOLU ORTAK KİMLİKTE’
– Ulus devletler tehlikede mi?
Küresel çağda, kimliklerimiz etrafında düşünmemiz öğretiliyor. Etnik kimliklerimizi merkeze alarak, sınıfsal kimliklerin parçalandığı bir sistemde yaşıyoruz. Bu durumda, ortak hareket etme yeteneğimizi kaybediyoruz. Milliyetçilik, bu noktada önemli bir faktör haline geliyor. Atatürk’ün tanımı, etnik ve dinsel hatları aşan birleştirici bir tanım sunuyor. Bu tanımı sahiplenerek, etnik-mezhepsel siyasete sırtımızı dönerek, makul çoğunluk ile buluşabiliriz. Etnik ve mezhepsel olmayan ortak bir kimlikte buluşan toplumlar, varlıklarını korumayı başarır. Bu nedenle Atatürk’ün Türk milleti kimliği sahiplenilmelidir. Atatürk’ün halkçılığı, devletçilik ve devrimciliği, bu noktada önem kazanıyor. Laiklik ve cumhuriyetçilik ise bağımsızlığı garanti eden diğer ilkelerdir.
‘SEÇENEKLER İKİDEN FAZLA’
– Türkiye, Venezuela ve İran için nasıl bir diplomasi yürütmeli?
ABD/Venezuela ilişkilerinde görünen iki seçenek var: ABD veya Venezuela yönetimini savunmak. Ancak gerçekte, seçenekler şunlardır: Emperyalizme karşı bağımsızlığı ve demokrasiyi savunmak ya da emperyalizmin aracı olmak. Demokrasiyi savunmak, ABD’nin Venezuela’daki etkisini desteklemek değildir. Emperyalizme karşı olmak da Maduro’nun her eylemini onaylamak anlamına gelmez. İran konusunda da benzer seçenekler sunuluyor: ABD’yi savunmak veya İran yönetimini desteklemek. Oysa demokrasiyi savunmak, İran’daki Batı etkisini desteklemek değil, emperyalizme karşı durmak demektir. Atatürk dönemi dış politikası, bu konuda önemli bir rehberdir. Emperyalizmin etkisini bölgeden uzak tutacak, bölgesel işbirliğini merkeze alan bir rota izlemek gereklidir. Bu rotayı izleyebilmek için grinin tonlarından sıyrılmak şarttır.
PORTRE
1979’da İzmir’de doğdu. İzmir Özel Çamlaraltı Koleji’ni bitirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitede Kamu Yönetimi alanında yüksek lisans yaptı. Rusya’da Varonej Devlet Üniversitesi’nde Rus Dili eğitimi aldı. Ankara Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimini tamamladı. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İİBF Uluslararası İlişkiler bölümünde profesör olarak görev yapıyor.




