Çağdaş Dünyada Renklerin Kaybı Üzerine Eleştirel Bir Bakış

Renklerin kaybı üzerinden çağdaş dünyanın ruhsuz yapısına dair eleştiriler ve renklerin önemi ele alınıyor.

Güler Zehra Kurt yazdı…

Son on yılda, dünya üzerindeki renklerin sanki birer birer kaybolduğu izlenimi giderek güçleniyor. İnsan yaşamında renklerin yerini, soğuk ve cansız beyazlar, bej tonları ve metalik karanlıklar almış durumda. Bu durum, yaşamın ruhunu oluşturan unsurların kaybolduğunu gösteriyor. Bu yazıda, estetikteki renksizlik üzerinden çağdaş dünyanın ruhsuz yapısını eleştirirken, renklerin değerine ve ruhsuzluğun getirdiği benzeşmeye vurgu yapacağım. Öncelikle, kullandığım “ruh” kavramının ne anlama geldiğini açıklamakta fayda var. Ruh, benim için bir “canlılık ilkesi” veya varlığı var kılan bir bilinç anlamında kullanılıyor. Çağdaş dünyadaki ruhsuzluk, cansız ve bilinçsiz bir yaşam anlayışını ifade ediyor. Şimdi asıl konumuza geçelim.

Renklerin Ontolojisi ve Önemi

Estetiğin temel unsurları doğada bulunur. Doğadaki güzellik, işlevsellikten doğar ve her şey bir uyum içinde var olur. Dolayısıyla, doğadaki tüm formlar ve renkler, canlılığın devamını sağlamak için işlevsellik taşır. Enerji, doğanın işleyişinde en değerli unsurdur ve bu enerji, en verimli şekilde dönüştürülmelidir. Renkler de bu işlevselliğin bir parçasıdır ve doğanın canlılık ilkesini yansıtır. Renklerin varlığı, bir varlığın canlı olduğuna dair bir işaret olarak değerlendirilebilir. Yani, renklerin ontolojisi, varlığın devamlılığına dayanır. Renkler, varlığın ruhunu ve canlılığın sembolüdür.

Ayrıca, insanın bilişsel yetenekleri büyük ölçüde renklere bağlıdır. Örneğin, kırmızı renk, insanın beyninde korku ve heyecan gibi duyguları tetikler. İnsanlar, dikkat çekmek istediklerinde kırmızı rengi kullanır. Rahatlamak istediklerinde doğanın yeşiline yönelirler. Güven duymak için gökyüzünün mavisini ararlar. Renkler, bu bağlamda nörolojik gelişim açısından son derece önemlidir. Ancak son on yılda benimsenen “minimalist” yaşam tarzı, renklerin sınırlı ve minimal bir şekilde kullanılmasına yol açtı. İnsanlar, az tüketim ile beyaz ve bej tonlarını tercih etmeye başladı ve bu renksiz evlerde büyüyen çocuklar, nörolojik gelişim açısından olumsuz etkileniyor. Renklerin ontolojisi ve önemi, bu gibi birçok açıdan incelenebilir. Buradan ulaşmak istediğim sonuç ise şu: “Varlık için hayati öneme sahip renkler, çağdaş dünyada neden sınırlı bir şekilde yok oluyor?” Renklerin kaybı, bir başlangıçtan ziyade bir sürecin sonucudur. Şimdi bu kaybın çağdaş dünyanın benzeşme sürecine etkisine bakalım.

Çağdaş Dünyada Renklerin Kaybı

Sanayi devrimi sonrası, köyden şehre göç eden insanlar, fabrikalarda çalışmak için okuma yazma öğrenmek zorunda kaldılar. Eğitim sisteminin temel amacı, halkı eğitmek değil, sermaye sahiplerinin makinelerini korumaktı. Zil çalınca başlayan ve yine zilin sesiyle biten eğitim, insanları fabrikalardaki mesai saatlerine alıştırdı. Oscar Wilde’ın dediği gibi, “İnsanlara nasıl hatırlayacaklarını öğretiyoruz ama nasıl gelişeceklerini öğretmiyoruz.” Eğitim sistemi, bireyleri yaratıcı ve benzersiz bireyler olarak yetiştirmek yerine, tek tip insan profilleri oluşturmayı hedefliyor. Böylece, doğuştan benzersiz olan insan, zamanla kendisine ve diğer insanlara yabancılaşmaya başlıyor. Bu durum, varlığın özünden uzaklaşmasına ve renklerin yaşamdan çekilmesine neden oluyor. Renkler, buharlı makinelerin metalik yüzeyleri ve okul üniformalarının koyu tonlarıyla yer değiştiriyor. Çağdaş dünyanın benzeşme stratejisi, varlığı benzersiz kılan renklerin sonunu getiriyor.

Sanayi devrimi ile başlayan bu süreç, teknoloji devrimi ile daha da derinleşiyor. İnsanlar televizyonlarda benzer içerikler izliyor, reklamlar aracılığıyla aynı ürünleri talep ediyor. Geçmişte herkesin giydiği İspanyol paçalar, kısa bir süre sonra demode hale geliyor. Özel hissetmek için sığındığımız her şey, bizi aynı olmaya mahkûm bırakıyor. Sosyal medyanın etkisiyle, kültürel kodlar ve geleneksel özerklik yerini sosyal medyanın dayatmalarına bırakıyor. Bir Türk, fast food tüketiminde bir Amerikalı kadar aşırıya kaçıyor; dünya genelinde insanlar benzer kıyafetler giyiyor, aynı kitapları okuyor, aynı müzikleri dinliyor ve aynı ilişkileri yaşıyor.

Benzersiz olanın kaybı, maddi alanda da renklerin kaybına yol açıyor. Aşırı tüketime tepki olarak doğan “minimalist” akım bile, renksiz ürünlerin pazarlanmasına dönüşüyor. Az tüketim, renksiz evlerle ilişkilendirilirken, renklerin minimal kullanımı, yaşam alanlarının ruhsuzluğunun ilk sebebi haline geliyor. Şehirleşmenin yanlış yönlendirilmesi ve beton yapılar, doğadan ve estetikten uzak bir yaşam alanı yaratıyor. Bireyin giyimi de bu durumdan etkileniyor; giyim, bireyin benzersizliğinden ziyade popüler kültürün etkisiyle şekilleniyor. Herkes, modanın sunduğu tek tip tekstil ürünlerini tercih ediyor ve bireysel estetik anlayışından uzaklaşıyor. Aynılaşmış dış giyimler, bireyin bilincini yansıtmaktan uzaklaşarak ruhunu kaybediyor ve renkler kıyafetlerdeki yerini yitiriyor. Bunu anlamanın en basit yolu, çevrenizdeki insanların kıyafetlerinde hangi renklerin hakim olduğuna dikkat etmektir. Muhtemelen siyah, gri ve koyu tonlardan başka bir paletle karşılaşmayacaksınız. Bu, basit bir tercih durumu değil, tam tersine bir tercih edememe durumudur. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak insanlar, kıyafet seçiminde özgürlüklerini kaybetmiş durumdalar. Küresel dünyada, farklı vizyonlara sahip benzersiz bireylere yer yok. Popüler kültür, tek tip insan profilleri yaratmanın en büyük gereksinimi haline gelmiştir. Theodor W. Adorno, “Aydınlanmanın Diyalektiği” eserinde bu durumu “Kültür endüstrisi, herkesi aynı yaparak yönetir” sözleriyle özetliyor.

Bu yazıda, günlük yaşamımda dikkatimi çeken renksiz yaşamın kökenlerine inmeye çalıştım. Çağın getirdikleri, bizi daha gelişmiş bir seviyeye taşıyabileceği gibi, bazı stratejiler de oluşturulan değerlere karşı bir savaş açmış olabilir. Bilinçli bir insanın, kendi varlığına dair sorgulama yapması ve onu oluşturan özelliklere sahip çıkması, varoluşunu gerçekleştirmesi açısından önemlidir. Bunu yaparken, doğanın ve varlığın ruhu olan renkler, hayatında yeniden ortaya çıkacaktır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu