Elmas Tunç: Suskunluk ve Günahın Zincirleri Üzerine
Elmas Tunç, Zincirleme Günah Tamlaması ile birey ve toplumun karanlık yönlerine ışık tutuyor.
Söyleşi: Mahmut Yıldırım
Elmas Tunç, ilk öykü kitabı Zincirleme Günah Tamlaması ile okuyucularının karşısına çıkarak, birey ve toplumun karanlık yönlerine, sessizliklerine ve görünmez suç ortaklıklarına odaklanıyor. Farklı anlatım biçimlerinden yararlanarak, mitolojiden gotik anlatı ve büyülü gerçekçiliğe kadar uzanan bir yelpazede eserini şekillendiren Tunç ile öykü anlayışını, toplumsal meseleleri edebiyata aktarma biçimini ve yeni anlatım yollarını konuştuk.
Yazar, kitabı hakkında şu şekilde konuştu: “Ben, dünya denizinde bir damla, kitap sayfaları arasında toplumu araştıran bir sosyolog, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide bulunanlara yardım etmeye çalışan bir acil tıp teknisyeni ve tüm bunların içinde kaleme tutkuyla sarılan biriyim. Zincirleme Günah Tamlaması, bu çok yönlü bakış açısının bir ürünüdür. Okurları, düşündüren ve sorgulatan bir tanıklık süreci bekliyor. Ayrıca, mitoloji, gotik anlatı, büyülü gerçekçilik ve ironi gibi unsurlarla örülmüş özgün bir kurgu sunuyor.”
Kitabın isminin çarpıcı olduğunu belirten Tunç, “Zincirleme olan aslında hepsi. Suskunluk bir günah doğuruyor, o günah da sessizliği. Susanlar, günahın halkalarına ulaşıyor. Bu yalnızca bireysel bir suskunluk değil, sistemin çarkları arasında sıkışan insanın sessizliğidir. Toplumun her hücresine sızmış bir ‘kolektif suç ortaklığı’ söz konusudur. Kitabın ismindeki zincirleme hali, bu meseleleri ele alıyor,” dedi.
Tunç, kadın bedeninin öykülerde hem bir mücadele alanı hem de bir metafor olarak yer aldığını vurgulayarak, “Beden, ideolojilerin ve toplumsal baskıların üzerine yazıldığı en eski parşömendir. Kadın bedeni, bu kolektif suç ortaklığının en çok hırpalandığı alan. Bu nedenle, bedeni merkeze alırken, onunla olan mesafemi korudum ki okuyucu, bu meseleyle sıcak bir temas kurabilsin,” şeklinde konuştu.
Günümüzde birçok öykü kitabı yayımlandığını ancak çoğunun klişelere dayandığını belirten Tunç, “Edebiyatın manzara ressamlığına dönüşmesi beni de rahatsız ediyor. Ben, güneşin altında kimlerin gölgede kaldığıyla ilgileniyorum. Öykü anlayışım, okuyucuyu ‘hoş’ betimlemelerle uyuşturmak yerine, parçalı anlatılar ve katmanlı yapılarla sarsmaktır. Bu yüzden, öyküye başlarken okuyucuya konforlu bir giriş değil, bir ‘diseksiyon’ masası vaat ediyorum,” dedi.
Tunç, üslubunu belirlerken okuyucu profilinden bağımsız hareket ettiğini ve edebiyatımızda çığır açmış isimlerin eserlerini incelediğini ifade etti. “Nitelikli okuyucular, nitelikli kitaplar okur,” diyen Tunç, yazmak istediği konular ve teknikler hakkında da düşüncelerini paylaştı. “Her zaman huzursuzluk ve arayış içindeyim. Yazmak istediğim konular var, kendimi tekrar etmektense farklı üsluplar denemek istiyorum,” dedi. Okuma listesinde ise Sabahattin Ali, Mine Söğüt, Hüseyin Rahmi Gürpınar gibi yazarların yanı sıra uluslararası isimler de yer alıyor.




