Türkiye Tekstil Sektörü, Dünya Beşinciliğini Paylaşıyor
Türkiye tekstil sektörü, 2025’te 26 milyar dolarlık ihracatla dünya beşinciliğini paylaşıyor. İTHİB Başkanı Ahmet Öksüz, sektörü değerlendirdi.
Türkiye tekstil sektörü, 2025 yılında 26 milyar dolarlık büyük bir ihracat hacmi ve 17 milyar dolarlık dış ticaret fazlasıyla dikkat çekti. G20 ülkelerinin hakim olduğu küresel pazarda Türkiye, hem üretim kapasitesi hem de bölgesel liderlik hedefi ile dünya beşinciliğini İtalya ile paylaşmaktadır.
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Öksüz, 2025 yılına dair değerlendirmelerde bulunarak sektörün hem başarılarını hem de karşılaştığı zorlukları aktardı. Türkiye’nin ihracatında lokomotif rol üstlenen tekstil sektörünün, küresel ekonomik dalgalanmalara rağmen direncini koruduğu vurgulandı.
Dünya tekstil ihracatında dengelerin yeniden şekillendiği bir dönemde, en fazla ihracat yapan ilk 10 ülkenin 8’inin G20 ülkeleri arasında yer aldığını belirten Öksüz, Türkiye ve İtalya’nın 12 milyar dolarlık ihracatla beşinciliği paylaştığını ifade etti. Katma değerli ihracatta Türkiye’nin dünya genelinde ilk üçte yer aldığını belirten Öksüz, Türkiye’nin genel ihracat birim fiyatının 1,59 dolar, tekstil sektörünün 4,3 dolar, hazır giyimin ise 21,3 dolar olduğunu vurguladı.
Sektörün 2025’teki en dikkat çekici gelişmelerinden biri Mısır ile olan ticaret oldu. Türk yatırımcıların Mısır’daki faaliyetleri sonucunda bu ülkeye yapılan ihracat, bir yıl içinde yüzde 23 artarak 567 milyon dolara ulaştı. Öksüz, bu durumu bir “kaçış” değil, “bölgesel liderlik stratejisi” olarak nitelendirerek, Mısır ile rekabet yerine birbirlerini tamamladıklarını ifade etti. Türkiye’deki maliyetler nedeniyle rekabet edemedikleri alt ürün gruplarında Mısır’da üretim yaparak hammaddeyi Türkiye’ye götürdüklerini ve kazancı ülkeye geri kazandırdıklarını belirtti.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne yaptığı tekstil ihracatının 2025 verilerine göre yüzde 40,3 oranında olduğunu aktaran Öksüz, Çin’in ABD’nin uyguladığı tarifeler nedeniyle yönünü Avrupa pazarına çevirmesinin Türk ihracatçısı üzerinde baskı oluşturduğunu kaydetti. Çin, AB pazarındaki payını miktar bazında yüzde 15 artırırken, Türkiye bu pazarda kısmi bir daralma yaşadı. Ancak Türkiye, ABD pazarında uygulanan vergilere rağmen pazar payını yüzde 3’e çıkararak önemli bir eşik aştı.
Sektörün en büyük sorunlarından biri maliyetler ve ithalat dengesi olarak öne çıkıyor. İthalat rakamları 2022’deki 12,7 milyar dolardan 7,3 milyar dolara gerilese de, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamındaki vergisiz ithalat oranı yüzde 75’lere ulaşmış durumda. Bu durum yerli üreticileri zorlamakta. Öte yandan, 2022’de 1 milyon 250 bin kişiyle zirve yapan istihdam, 2025 sonunda 860 bin seviyelerine geriledi. Öksüz, sektörün imalat sanayi istihdamının yüzde 20’sini üstlendiğini hatırlatarak, ekonomik kırılganlıklara karşı sektörün korunması gerektiğinin altını çizdi. İTHİB yönetimi, yüksek faiz ve kur baskısına rağmen 2026’da bölgesel liderliği pekiştirmeyi ve teknik tekstil gibi katma değeri yüksek alanlarda büyümeyi hedefliyor.
Ahmet Öksüz, sivil toplum kuruluşlarında uzun süreli başkanlıkların verimli olmadığını belirterek, kendi dönemine dair önemli açıklamalarda bulundu. Öksüz, “Bu işlerde 20-30 sene başkan kalmak hoş değil. STK’larda iki dönem kuralını destekliyorum. Bizde bayrağı devralacak vizyoner arkadaşlarımız var” dedi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) başkanlığına adaylık konusundaki soruları da yanıtlayan Öksüz, şu an için odak noktasının birlik seçimleri olduğunu vurguladı. “TİM başkanlığı çok sorumluluk isteyen, zaman ayrılması gereken bir görev. Benim hedefim sadece bir kartvizit taşımak değil, ihracatı artıracak projeler üretmek. Eğer ihracat ailemizden yoğun bir ısrar ve teveccüh olursa kısmet diyebiliriz ancak şu an açıklama yapmak için çok erken.”
Sektörün önemli sorunlarından biri olan konkordatolar hakkında da uyarılarda bulunan Öksüz, bu sistemin “domino etkisi” yaratarak sağlıklı firmaları da zor durumda bıraktığını belirtti. “Bir firmayı kurtaralım derken, o firmadan alacağı olan diğerlerini de yakıyoruz” diyen Öksüz, çözüm önerisini de paylaştı. “Banka ve kamu alacakları için bu süreç işletilebilir ama piyasa alacakları konkordato dışında tutulmalı. Açık hesapla ticaret yapan sanayicimiz, parasını alamadığı için günahı yokken iflasın eşiğine geliyor. Bu sistem tamamen elden geçirilmeli.”
Ocak ayı enflasyon verilerine de değinen Öksüz, tekstil ürünlerindeki fiyat artışlarının toplumdaki algının aksine daha düşük seyrettiğini belirtti. Kendi yaptığı saha araştırmalarına göre artışın yüzde 20-22 bandında olduğunu ifade eden Öksüz, asıl maliyet baskısının gıda ve kira kaynaklı olduğunu, tekstilin bu tabloda daha makul bir seviyede kaldığını vurguladı.
İTHİB Yönetim Kurulu Üyesi Sultan Tepe, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sürdürülebilirlik çerçevesinde tekstil sektörünün geçireceği dönüşümü “Üçüncül Dönüşüm” olarak tanımladı. Türkiye’nin Akdeniz havzasında yer alması nedeniyle önümüzdeki 50 yıl içinde ciddi bir su stresi yaşayacağına dikkat çeken Tepe, “Tekstil suya bağımlı bir sektör. 2026 eylem planımızın merkezine ‘daha az su, daha temiz üretim’ ilkesini koyduk. Suyu ve okyanusları kirletmeden üretim yapmak artık bir tercih değil, zorunluluktur” dedi. Tepe, Türkiye’nin atıkları elyafa dönüştürme konusunda dünya çapında iki büyük yatırımla öncü olduğunu belirterek, “Artık dünyayı kirleten üçüncü sektör olma etiketinden kurtuluyoruz. Avrupa’daki alıcılar artık ürünün sadece kalitesine değil, çevresel sertifikalarına da dikkat ediyor. 2026’da tekstilden tekstile dönüşümü tamamlamış bir sektör hedefliyoruz,” açıklamasında bulundu. Tepe, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile ilgili güncel bilgiler vererek, Ticaret Bakanlığı ile yoğun bir diplomasi yürüttüklerini belirtti. “Tekstil sektörü enerjisinin yüzde 70’ini çatılarda veya tarlalarda kendi üretiyor. AB şu an ‘tarlada üretilen enerjiyi’ kabul etmiyor. Bunun pazarlıkları sürüyor. Eğer bu enerji sayılırsa, tekstil sektörü 2030 yılına gelindiğinde karbon vergisi problemini tamamen çözmüş olacak.”



