İstiklâl Marşı’nın Kabulü: Milli Marş Arayışının Tarihçesi
İstiklâl Marşı’nın kabulü süreci ve tarihçesi hakkında detaylı bilgiler.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde İstiklâl Marşı’nın kabulü, ulusun bağımsızlık mücadelesinin sembollerinden biri haline gelmiştir. II. Mahmud döneminden itibaren, resmi törenlerde bir milli marş ihtiyacı duyulmaya başlanmış, bu dönemde Donizetti, Yesârîzâde Necib Ahmed ve Guatelli Paşa gibi sanatçıların eserleri marş olarak seslendirilmiştir.
II. Meşrutiyet döneminde Batılı sanatçılara marş bestelettirme girişimleri olsa da bu çabalar sonuçsuz kalmıştır. 1920 yılında Maarif Vekâleti, milli marş için bir şiir yarışması düzenlemiş ve bu yarışmaya toplamda 724 şiir katılmıştır. Vekil Hamdullah Suphi, ödül almak istemeyen Mehmed Akif’i bu yarışmaya katılması için ikna etmiştir.
Mehmed Akif, ödül almama şartıyla katıldığı bu yarışmayı kazanmış ve kazandığı 500 lirayı Dârülmesâi’ye bağışlamıştır. Şiir, “Kahraman Ordumuza” ithafıyla yazılmıştır ve meclis kürsüsünde Hamdullah Suphi tarafından okunmuştur. Nihayetinde, 12 Mart 1921 tarihinde Mehmed Âkif’in bu eseri, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milli marş olarak kabul edilmiştir.
Akif, bu şiiri kendi eseri olan Safahat’a dahil etmemiş ve “O benim değil, milletimindir” diyerek eserinin ulusal bir simge olduğunu vurgulamıştır. Hayatının son dönemlerinde, hasta yatağında “Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” şeklindeki duası ile de hafızalarda yer etmiştir. 1924’ten 1930’a kadar Ali Rifat Çağatay’ın, 1930’dan itibaren ise Osman Zeki Üngör’ün bestesi Türkiye Cumhuriyeti’nin milli marşı olarak kabul edilmiştir.




