Kendisi Tutuklandı, Beni Tutuklatmaya Çalışıyordu

Rasim Ozan Kütahyalı’nın tutuklanma süreci ve Ahmet Hakan’ın yorumları.

Geçmişte Savcı Zekeriya Öz’ün dönemine dair anılarım canlanıyor. Her akşam ekranlarda boy gösteren Rasim Ozan Kütahyalı’nın, benim tutuklanmam için sürekli tehditler savurduğunu hatırlıyorum. “Ahmet Hakan tutuklanacak, savcılar harekete geçecek, bugün veya yarın tutuklanacak” diye sürekli haykırıyordu. Ancak zaman geçtikçe, bu tehditlerin sahibi kendisi oldu.

Bu durumdan çıkarılacak iki önemli ders var: İlahi adalet her zaman tecelli eder ve yarına bırakılan işler, mutlaka bir gün gelir bulur.

Rasim Ozan Kütahyalı ile Dilan Polat arasında birçok benzerlik var. Her ikisinin de geniş bir hayran kitlesi bulunmuyor. Türkiye genelinde her iki isme karşı bir birleşme söz konusu; iktidar yanlıları ve muhalifler tarafından nefret ediliyorlar. Dikkat çekmek adına her türlü yolu deneyen bu şahıslar, karşılarında “schadenfreude” duygusu uyandırmayı başarıyor. Hayatları birer şovdan ibaret ve pervasızlıkları dillere destan.

Kendi kişisel tarihime baktığımda, Rasim Ozan Kütahyalı ile olan ilişkimin oldukça çetrefilli olduğunu görüyorum. FETÖ döneminde ona karşı sürekli bir mücadele verdim; ona “şebelek” ve “müptezel” gibi ifadelerle hitap ettim. Tehditlerine asla boyun eğmedim ve geri adım atmadım. Bu mücadele sadece o dönemde değil, sonrasında da devam etti. Geçtiğimiz yıl yaptığı dezenformasyon nedeniyle ona sert tepki gösterenlerin başında geldim ve gözaltına alınmasına içten bir selam gönderdim.

Bu adamla olan ilişkim, yıllar boyunca bu şekilde gelişti. Ancak bu ilişkiyi kanıtlamak için çok çaba harcamak istemiyorum.

Son zamanlarda, ailelerin çocuklarına hitap şekilleri de değişti. Artık “oğlum, evladım, kızım” demek yerine “anneciğim, babacığım” gibi ifadeler kullanılıyor. Sanatçı Derya Alabora, bu durumu eleştirerek çocuklarda kimlik bunalımına yol açabileceğini savundu. Ancak ben bu görüşe katılmıyorum. “Anneciğim, babacığım” denilmesiyle hiçbir çocuk kimlik bunalımına girmez. Yine de bu hitap şekilleri kulağıma oldukça itici geliyor.

Halk TV’de Olivier Roy’un Türkiye üzerine yaptığı analizler dikkat çekiyor. Ancak ben de diyorum ki, Olivier Roy gelsin de biz ona Avrupa’daki ırkçılığı, Fransa’nın içinde bulunduğu buhranı ve aşırı sağın Avrupa’yı nasıl etkilediğini anlatıp tartışalım.

Cumhuriyet gazetesinde Vahap Seçer ile yapılan bir söyleşi, benim için dikkat çekici oldu. Vahap Seçer, alışılmış CHP söylemlerinin dışına çıkarak, partisini savunsa da yanlışlarına da dikkat çekmekten kaçınmıyor. “Her kuruşun kaynağı belli olmalı” diyerek siyasi ahlak vurgusu yapıyor. Belediye başkanlarının genel merkez düzeyinde siyaset yapmasına karşı çıkıyor ve CHP’den AK Parti’ye geçenlere hakaret etmektense onları anlamaya çalışıyor. Bu yönleriyle Vahap Seçer, farklı bir CHP’li profili çiziyor.

AK Parti’ye yapılacak yedi kötü davranış arasında, partinin kapsama alanını daraltmak, farklı kesimlere açılmasına engel olmak ve tek tip bir parti anlayışını benimsemek yer alıyor. Bu tür yaklaşımlar, partinin Türkiye’nin çeşitliliğini temsil etmesine engel teşkil ediyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu