Hürmüz Boğazı’nın Kapatılması Türkiye’yi Risk ve Fırsat İçinde Bırakıyor
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, Türkiye’nin maliyetlerini etkileyebilirken, enerji köprüsü rolüyle fırsatlar da sunabilir.
Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmının ve gaz ticaretinin büyük bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin kritik bir noktası olarak öne çıkıyor. İran’ın boğazı kapatma tehditleri, enerji fiyatlarını, navlun ücretlerini ve sigorta primlerini hızla artırabiliyor. Esenyel & Partners’ın kurucu ortağı Av. Selçuk Esenyel, deniz ticaretinde bir boğazın fiilen kapanması için resmi bir kararın gerekmeyeceğini, zira savaş riski sigortalarının yükselmesiyle birlikte piyasaların o bölgeyi otomatik olarak devre dışı bırakacağını ifade ediyor.
Selçuk Esenyel, Hürmüz Boğazı’ndaki bir krizin deniz ticareti hukuku açısından beklenmedik sonuçlar doğurabileceğini belirtiyor. Armatörler, bölgeyi yüksek riskli ilan ettikleri anda, görünürde açık olan ticaret yolları aslında kapanmış sayılmakta. Bu durum, Türkiye gibi yüksek sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ithalatçısı ülkeler için spot kargoların maliyetinin artması anlamına geliyor. Bunker yakıtı ve navlun fiyatlarındaki artış, sanayi girdi maliyetlerini doğrudan etkileyerek enflasyon üzerinde baskı oluşturuyor. Yani denizdeki her dalga, nihayetinde halkın sofralarındaki maliyetlere yansıyor.
Kısa vadede maliyet artışlarının kaçınılmaz olduğu görülse de Türkiye, bu süreçte önemli bir avantaja sahip. Alternatif lojistik koridorlar ve enerji transit ülkesi olma durumu, Türkiye’yi Avrupa ve Asya arasında güvenli bir liman haline getirebilir. Esenyel, doğru diplomatik ve ekonomik adımlarla bu krizin uzun vadede Türkiye için stratejik bir kazanca dönüşebileceğini vurguluyor. Güvenli enerji akışını sağlayan bir ülke olmak, Türkiye’nin uluslararası alandaki etkisini her geçen gün artıracaktır.
Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda küresel ticaretin maliyet haritasını belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Selçuk Esenyel, deniz ticareti krizlerinin çoğu zaman silahların patlamasından önce cüzdanlarda hissedildiğini hatırlatıyor. Türkiye’nin bu süreçte enerji arz güvenliğini koruması ve artan maliyetlere karşı hazırlıklı olması gerektiğini ifade ediyor. Enerji koridorlarını yöneten ve güvenli rotalar sunan ülkeler, bu yeni dönemin kazananları arasında yer alacaktır.




