Proje Okulları: Dürüstlüğü Öğretirken Eğitim Sistemi Ne Sunuyor?
Proje okulları tartışmaları, eğitim sisteminin değerlerimizi nasıl şekillendirdiğini sorguluyor.
Bir ülkenin kaybettiği ilk şey, genellikle ekonomi değil, adalet duygusudur. Adaletin zayıflaması, güvenin sarsılmasına yol açar ve bu durum emeklerin değerini düşürür. İşte bu noktada asıl tehlike başlar.
Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı proje okulları etrafında dönen tartışmalar, yalnızca yönetici ve öğretmen atamalarından ibaret değildir. Burada asıl mesele, çocuklarımıza hangi değerler sistemini bıraktığımızdır. Eğitim, sadece matematik veya edebiyat öğretmekle kalmayıp, doğru ile yanlışı ayırt edebilen nesiller yetiştirmekle ilgilidir.
Her gün çocuklara dürüstlük, haksızlık yapmamaları, kul hakkı yememeleri gerektiğini söylüyoruz. Ancak çocuklar bu öğütlerin gerçek hayatta geçerli olup olmadığını sorguluyor. Bir öğrenci, LGS’de yüksek puan almak için yıllarca emek vermek zorunda olduğunu görüyor. Çünkü sistem, başarılı olmak için çalışmayı zorunlu kılıyor.
Toplumun beklentisi, bu okullarda görev alacak yöneticilerin ve öğretmenlerin belirlenmesinde şeffaf, objektif ve liyakat esaslı süreçlerin uygulanmasıdır. Eğitimde güven, başarı kadar önemlidir. Ancak asıl tehlike, gençlerin zihinlerinde ‘Çalışmama gerek yok.’ veya ‘Yeter ki güçlü bir referansım olsun.’ gibi düşüncelerin yerleşmesidir.
Bu anlayışın yaygınlaşması, kimsenin ders çalışmak istememesine, kendini geliştirmek için mücadele etmemesine yol açar. Başarı yerine kolay yolu aramak normalleşir, emek küçümsenir ve liyakat ikinci plana düşer. Bu durum, sadece birkaç bireyi değil, tüm toplumu etkileyen bir sosyal yıkıma dönüşebilir.
Dinimiz de bu konuda son derece nettir. Kur’an-ı Kerim, emanetlerin ehline verilmesini emreder. Kamu görevi, bir makam değil, bir emanettir. Bu nedenle kamu yönetiminde atamaların, toplumda güven oluşturacak bir açıklık ve objektiflikte yapılması büyük önem taşır. Kamu vicdanı zedelendiğinde, sadece bir kurum değil, devletin itibarı da zarar görür.
15 Temmuz, devletin hiçbir grubun arka bahçesi olamayacağını hatırlatmıştır. Kamu yönetiminde tek ölçü; hukuk, liyakat, ehliyet ve adalet olmalıdır. Bugün çocuklarımız, sadece anlattığımız dersleri değil, kurduğumuz sistemi de gözlemliyor. Eğer biz sigara içip çocuklarımıza ‘Sigara zararlıdır.’ dersek, bu ne kadar inandırıcı olabilir? Aynı şekilde, çocuklara ‘Dürüst olun, kul hakkı yemeyin, adaletten ayrılmayın.’ derken, kamu yönetimindeki adalet anlayışında soru işaretlerine izin verirsek, verdiğimiz eğitimin inandırıcılığı zedelenir.
Eğitim, önce örnek olmaktır. Öğretmenin en güçlü dersi, anlattığı konu değil, temsil ettiği ahlaktır. Yöneticinin en büyük başarısı ise makamı değil, adaletidir. Çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, daha büyük okul binaları değil, adalet duygusudur. Adalet varsa güven vardır, güven varsa emek vardır, emek varsa başarı vardır ve başarı varsa güçlü bir Türkiye vardır. Unutmayalım ki, bir çocuğa bırakılacak en büyük miras; torpilin konuşulmadığı, liyakatin tartışılmadığı, adaletin ve güzel ahlakın hâkim olduğu bir Türkiye’dir.
İLLAKİ GÜZEL AHLAK… İLLAKİ LİYAKAT… İLLAKİ ADALET…




