Türkiye’de Terörle Mücadele ve Hukuk Süreci Üzerine Tartışmalar

Türkiye’de terörle mücadele ve hukuk süreci üzerine tartışmalar derinleşiyor. Siyasi partilerin ve yöneticilerin açıklamaları dikkat çekiyor.

DEM Parti yöneticileri, terör örgütü üyelerinin affedilmesi amacıyla bir yasaya ihtiyaç duyduklarını ifade ediyorlar. Terörist başının konumunun yeniden düzenlenmesi ve onu yanıltıcı bir barış elçisi olarak sunma çabaları dikkat çekiyor. Bu görüşler, binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan, birçok asker ve polisin şehit olmasına yol açan, köyleri basan ve masumları hedef alan teröristlerin dağdan inip cezaevlerinden çıkmalarını ve yeniden organize olmalarını öngörüyor. DEM yöneticileri, önce yasanın çıkarılacağını, ardından terör örgütünün silah bırakacağını savunuyor. Ancak, bu yaklaşımın hangi demokratik ülkede kabul edilebilir olduğunu sorgulamak gerekiyor.

Tarihimizde emperyalizme karşı kazanılan Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin kuruluşu, bu ulusun geçmişte yaşadığı zorlukları ve verdiği mücadeleyi unutmaması gerektiğini gösteriyor. Emperyalizmin, Kurtuluş Savaşı ve Lozan Antlaşması’nı sindiremediği ve zaman zaman iç destekçiler bulup bu talepleri dile getirdiği unutulmamalıdır. ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın ülkemize yönelik önerileri, demokrasiden uzak bir yaklaşımı işaret ediyor. Bu bağlamda, NATO’nun Adana’da çok uluslu bir kolordu ve İstanbul’da bir deniz kuvvet komutanlığı kurma çabaları dikkat çekiyor.

Ülkeyi yönetenlerin düşünceleri, bu taleplerle örtüşüyor. Erdoğan’ın yakın geçmişte “ümmet” hedefini açıklaması, bağımsızlık anlayışını sorgulatıyor. Cumhuriyetin mirasını satmaya devam eden iktidar, köprüler, otoyollar ve ormanlar gibi değerleri de elden çıkarıyor. Bu durum, ulusun geleceğini tehlikeye atmak anlamına geliyor.

İktidar, ne olursa olsun yönetimde kalmayı hedefliyor ve bu nedenle hukuksuzluklar artıyor. Seçimle kazanmış belediye başkanları ve bürokratlar, uydurma suçlamalarla görevden alınıyor ve cezaevlerine gönderiliyor. Bu durum, iktidarın seçimle devrilme olasılığını düşünmediğini gösteriyor.

CHP’ye karşı devreye sokulan mutlak butlan kararı, tarihimizde benzeri görülmemiş bir uygulama olarak dikkat çekiyor. Bu karar, siyasi partiler ve seçimler konusunda yetkili olan ilçe ve il seçim kurullarının karar verme yetkisini ihlal ediyor. Yargının siyaseti yönetmesi kabul edilemez bir durumdur.

AKP yönetimi için ülkenin kaybı önemli değil; asıl amaçları yönetimde kalmak. Bu nedenle hukuk devleti ve hukuk anlayışı yok sayılıyor. Uluslararası yolsuzluk endeksinde son sıralarda yer alıyoruz. Basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163. sıradayız. Bu tablo, ülkemizin gerçeklerini yansıtmıyor. Bu ulus, geçmişte emperyalizme karşı büyük bir mücadele vermiş ve çağdaş bir devlet kurmuştur. Umutsuzluğa yer yok; bu zorlu günler geçecek ve yeniden umut dolu günler başlayacaktır.

AV. EROL ERTUĞRUL

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu