Selvigül Kandoğmuş Şahin, Mustafa Nurullah Celep ile Şiir Üzerine Konuştu
Selvigül Kandoğmuş Şahin, Mustafa Nurullah Celep ile yeni şiir kitabı ‘7 Epik Figür ve Nabız Vuruşları’ üzerine derin bir sohbet gerçekleştirdi.
Konuşan: Mustafa Nurullah Celep
Konuşturan: Selvigül Kandoğmuş Şahin
Selvigül Kandoğmuş Şahin, Mustafa Nurullah Celep ile 3. Şiir Kitabı “7 Epik Figür ve Nabız Vuruşları”nı Eleştiri Haber İçin Konuştu:
-Mustafa Bey, yeni şiir kitabınız hayırlı olsun. Duru, yalın ve heyecan dolu bir seslenişiniz var. Şiirin hayatınızdaki yeri nedir?
-Teşekkür ederim. “Gür bir nida ile seslenen yiğitçe bir sesleniş” ifadeniz için de minnettarım. Şiirim, yüksek sesle okunabilen, epik bir duyarlılığa sahip ve toplumcu-gerçekçi bir nitelik taşıyor. Halkın yanında, onlarla birlikte dünyaya ses veren şiirler yazıyorum. Şiirlerimi yazarak ve yaşayarak, tüm varlığım ve duygularımla oluşturuyorum. Bu nedenle, günümüz şairlerinden bazılarıyla aramda büyük bir mesafe var; çünkü onların yazdıkları yapay ve sahte bir şiir iklimine ait. Şiir, benim için son beş yıldır edebi eleştiri ve derinlikli bir bakış açısı ile şekilleniyor. Hayat ve sanatı dengeleyerek, metinle olan ilişkimi doğru bir şekilde kurmaya çalışıyorum. Hayatın içinden gelen bir bakış açısıyla, sanatın estetik değerini korumak önemli. Müslüman bir yazar olarak, sanat-hayat ikilemi benim için yoktur; yazarken de yaşarken de İslam felsefesine uygun hareket ediyorum.
Şiir, hayatın damarlarında dolaşan bir özsu gibidir. Önemli olan o sesi, o sedayı etkili bir biçimde yakalamak ve günümüzün aydınlığına taşımaktır. Üçüncü şiir kitabımdan sonra şiiri bırakacağımı söylemiştim ve bu sözümün arkasındayım. Türkeli’nin duyarlılığına metinle yanıt veriyorum. Şiir, milletin yanında “toplum şarkıları” söylemektir. Bu şarkılara daha çok metinle karşılık veriyorum. Bu noktada kendimi oldukça yıprattım ve gözlerimi bozduğumu hissediyorum.
Günümüz şairinin, “Türkiye’deki hayata” odaklanması, sanat ve edebiyat iklimini canlı ve dinamik hale getiriyor. Çünkü toplumumuzun hayat damarlarında sanat için zengin bir kaynak mevcut. Modern Türk Şiiri, insan ve yaşam arasındaki bağı yeniden tesis etmelidir. Sanat ve edebiyatın derinliğini, milletin hayat sahasında bulabiliriz. Aksi takdirde, yüzeysel bir edebiyatla karşı karşıya kalırız.
-“7 Epik Figür” bölümünde Dadaloğlu, Battalgazi, Köroğlu, Deli Dumrul, Yunus Emre ve Karacaoğlan gibi figürleri seçmenizin sebebi nedir?
– Bu tarihi figürleri seçmemin nedeni, “içinden tarih geçen” şiirler yazmaktır. Lirik şiirler, günümüzde belirli bir duyarlılığa hizmet ederken; biçimci ve deneysel şiirler, hayattan kopuk bir anlayışla sınırlıdır. Epik figürlerle yeni destansı şiire katkıda bulunmak istedim. Günümüzde Türk Şiirini tazeleyen yeni çalışmalar oldukça az. Neo-epik şairler, tarihsel bir bakış açısına sahip olmadan, yalnızca gözlemci bir tutum sergiliyorlar. “İçinden tarih geçen” şiirler, geçmişte yaşamış mücadeleci kahramanları günümüze taşımayı amaçlıyor. Bu kitapta, gerçekçi şiiri en uç noktasına kadar götürdüğümü düşünüyorum. Estetik bilinç ile siyasi bilinç arasında denge kuran çalışmalara ihtiyacımız var.
-Bu şiirleri nasıl bir ruh haliyle yazıyorsunuz?
– Birisi sizi zorlu bir kavgaya çağırıyorsa, kaçış yoktur. Kavga kaçınılmazdır. Dimdik durmalı, tüm ruhunuzla kavgaya katılmalısınız. Şiirlerimi bu ruh haliyle yazıyorum. Yazmak kaçınılmaz olduğunda, hiçbir güç buna engel olamaz. Gözü kara bir şekilde yazıyorum.
-Dünya’yı nasıl tanımlıyorsunuz?
– “Dünya bir kelimedir” demek, dünyayı küçümsemektir. Benim yazınsal yaklaşımım, ismimle anılmanın mutluluğunu yaşamak üzerine kurulu. Edebi varlık gerekçem, ahlaki değerlere sahip bir miras bırakmaktır. Türkiye’de edebiyat ve düşünce mücadelesi de bu amaçla sürdürülüyor. İsmimle anılmak, bu toprakların yerlisi olmak demektir. Şair, milletine bağlı olmalı ve sorumluluk taşımalıdır.
-Kur’an ile muhataplığınız nedir?
– Kur’an ile olan bağım, hafız olmam nedeniyle her gün bir cüz okuma şeklindedir. Kur’an’ı Arapçasından okurum. Bugünün şairleri, Kur’an kıssalarını yenilikçi bir bakış açısıyla ele almakta yetersiz kalıyor. Lirik şairler, Kur’an kıssalarını yalnızca bir süsleme aracı olarak kullanıyorlar.
-Muhalif duruşunuzu nasıl tanımlarsınız?
– AVM uygarlığına karşı duruşum, ahlaki bir tercih olarak ortaya çıkıyor. Biz, “önce ahlak” demek yerine “önce ekonomi” dedik. Bu durum, toplumsal sorunları beraberinde getiriyor. Ahlak ve maneviyatı öncelemediğimiz için, ciddi bir ahlaki çöküş yaşıyoruz. Benim bireysel muhalefetim, akıntıya karşı kürek çekmekle ilgilidir. Türkiye’de anti-konformist şiir yazdığını iddia eden şairlerin çoğu, ekonomik ve kültürel şemsiyelerin altına sığınarak uzlaşmacı bir tutum sergiliyor.
“Muhteşem muhalefet”, Türkiye’nin yeni yolunda bağımsız karakterli bireysel şairlerin eliyle taçlanacaktır. Sanat-edebiyat bağlamında muhalif duruş, ayaklar altındadır.
“Hayata kök salan bir şiirden yanayız” diyorsunuz. Bu duruşun bedelini ödediğinizi düşünüyor musunuz?
– Hayata kök salan şiir, milletin hayatıyla sağlam bir bağ kurmalıdır. Ancak günümüzde pek çok şair, bu bağı kurmakta yetersiz kalıyor. Şiirimizin sağlamasını yapacağımız alan, milletimizin hayat damarlarıdır. Ancak Batı etkisiyle zehirli fikirler edebiyatımıza sızmış durumda.
Günümüzde, edebiyat ortamında yüzeysel bir anlayış hakim. Şiir-millet bağını kuramadığımız için, soyut bir şekilde sayıklamaya devam ediyoruz. Modern edebiyatın toplumsal yaralarımıza bir çözüm sunup sunmadığını sorgulamak gerekiyor. Yazdıklarım, beni ve yaşadıklarımı etkiliyorsa, doğru bir edebiyata hizmet ediyorum demektir.
Ben kişisel edebi görüşlerimin bedelini ödüyorum. Bağlı olduğum bir edebi topluluk olsaydı, yazdıklarım daha fazla ilgi görürdü. Ancak ben, kendi yolumda ilerlemeye devam ediyorum.
Türkiye’de orta yaşı geçmiş bir şair, edebi görüşlerinden dolayı yalnız kalmayı göze almışsa, bu yolda kararlılıkla devam edecektir. Benim yalnızlık şarkılarım, karanlık bir koridorda yürüyen kırık gönüllerin destanı olacaktır!
-Mustafa Celep, eleştiri üzerine büyük emek ve fedakarlık gösteren bir yazar. Bu yazılarınızı kitap olarak görebilecek miyiz?
-Bu yazılarım, 600 sayfayı geçkin bir toplam oluşturuyor. 2005’ten beri kitap eleştirisi yazıyorum. Türkiye’de yayıncılar, eleştiri yazılarına pek değer vermiyor. Ancak yazdıklarım, bazı yazarlar tarafından takdir ediliyor ve bu benim için yeterli.
Türkiye’de yazarların kitaplarını yayınlatma süreci, nitelikten çok niceliğe dayanmaktadır. Parası olan yazarlar, kitaplarını kolaylıkla bastırırken, parası olmayanlar ise ancak tanıdık ilişkileriyle bu imkana sahip olabiliyor. Durum bu şekilde, fazla söze gerek yok; yolumuza devam ediyoruz.
-Editörlük yapıyorsunuz, Eleştiri Haber gibi bir sitenin yükünü taşıyorsunuz. Şiir yazma süreciniz nasıl ilerliyor?
Poetik Haber, 2010-2017 yılları arasında kültür haberciliğine katkıda bulundu. Eleştiri Haber, 2017’de kuruldu. İlk şiir kitabım 2007’de yayımlandı. 2010’dan itibaren internet haberciliğine başladım ve bu süreçte şiir yazımım duraksadı. 9 yıldır dergi ve kitap eleştirileri yazıyorum. Eleştiri Haber’in kendi editörünü ve içerik sağlayıcısını yetiştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yazınsal bağını koparmayan yazarlar, sitemize katkıda bulunmaya devam ediyor.
Benim temel endişem, Türk Edebiyatına gerçekçi ve dürüst kalemler kazandırmaktır. Ancak son zamanlarda, internet ortamında yazar yetiştirmek konusunda zorluklar yaşıyorum. Eleştiri Haber’de bir dönem yazan yazarlar, yeni arkadaşlar bulduklarında başka sitelere geçiyorlar. Bu durum, internetin doğasından kaynaklanıyor. Biz de sözümüzü sakınmadan yolumuza devam ediyoruz.
Son olarak, yeni kitabım “7 Epik Figür ve Nabız Vuruşları” okuyucuyla buluştu. Mutfak ve tezgah oldukça hareketli. Ekonomik bir birikim sağladığımda, kitaplarımın peş peşe yayımlanacağını düşünüyorum. Şiirle olan bağım sınırlı, ancak yeni yazarlar yetiştirmek benim için önemli bir hedef.
Teşekkür ederim.
{Eleştiri Haber, Temmuz 2019}
[haberedebiyat.com, 28.05.2026]




