Okula uyum için güven şart: Klinik Psikolog Akbirgün

Klinik Psikolog İpek Akbirgün, okula uyum sürecinde güvenli iletişimin önemini anlattı; aile ve öğretmenlere kaygı, zorbalık ve dikkat sorunları için öneriler sundu.

Okulların açılmasıyla birlikte çocukların yeni eğitim dönemine hazırlanması ve okula uyum süreci yeniden gündeme geldi. Klinik Psikolog İpek Akbirgün, KIBRIS’a yaptığı değerlendirmede özellikle ilk kez okula başlayacak çocukların yanı sıra yeni bir eğitim kademesine geçen öğrencilerin yaşayabileceği güçlükleri ele aldı.

Akbirgün’e göre okula uyum yalnızca okul çantası, kıyafet ya da ders hazırlığından ibaret değil. Çocuğun uyku düzeninin, günlük rutinlerinin, ekran kullanımının ve duygusal dünyasının okul temposuna kademeli biçimde hazırlanması gerekiyor. Tatil sonrasında bir anda katı kurallara geçmek yerine uyku ve uyanma saatlerinin birkaç gün içinde okul düzenine yaklaştırılması öneriliyor.

Sabah hazırlığının daha sakin geçmesi için çanta, kıyafet ve gerekli malzemelerin önceki akşam hazırlanmasının yararlı olacağını belirten Akbirgün, yeterli uyku, düzenli kahvaltı ve günlük fiziksel hareketin de göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Ekran kullanımında ise ani yasaklar yerine, özellikle yatmadan önceki bir-iki saat içinde ve sabah hazırlığı sırasında kademeli sınırlama yapılmasını önerdi.

Ailelerin çocuklarla konuşurken baskı oluşturan ifadelerden kaçınması gerektiğini vurgulayan Akbirgün, “Tatil bitti, artık çok çalışacaksın” gibi cümlelerin kaygıyı artırabileceğini kaydetti. Bunun yerine “Yeni bir dönem başlıyor, alışman biraz zaman alabilir” ya da “Zorlandığında birlikte düşünebiliriz” gibi güven veren bir dil kullanılmasını önerdi.

İlk kez okula başlayan çocuklarda ayrılmak istememe, ağlama, karın veya baş ağrısı, mide bulantısı, uyku ve iştah değişiklikleri görülebileceğini aktaran Akbirgün, bu belirtilerin belirli ölçüde doğal uyum tepkileri olabileceğini ifade etti. Anaokulundan ilkokula veya ilkokuldan ortaokula geçen çocuklarda da geçici uyum sorunları yaşanabileceğini belirtti.

Ebeveynlerin çocuğun kaygısını yok saymaması, ancak sürekli kaçınmaya da izin vermemesi gerektiğini dile getiren Akbirgün, verilmesi gereken temel mesajı “Kaygılandığını anlıyorum ve bununla baş edebileceğine inanıyorum” sözleriyle özetledi. Sabah vedalarının kısa, sıcak, açık ve öngörülebilir olması gerektiğini belirten Akbirgün, uzun pazarlıkların ya da çocuğun haberi olmadan okuldan ayrılmanın güven duygusunu zedeleyebileceği uyarısında bulundu.

Çocuk okula bırakılırken “Şimdi seni öğretmenine bırakıyorum, öğleden sonra seni almaya geleceğim” gibi net ifadeler kullanılmasını öneren Akbirgün, okulun tehdit unsuru olarak gösterilmemesi gerektiğini de vurguladı. “Böyle yaparsan öğretmenine söylerim” türündeki cümlelerin öğretmeni korkulan bir otoriteye dönüştürebileceğini belirtti.

İlk günlerdeki isteksizliğin tek başına bir psikolojik bozukluk anlamına gelmediğini söyleyen Akbirgün, ancak sorun haftalar boyunca devam ederse uzman desteği alınması gerektiğini ifade etti. Çocuğun okula girememesi, yoğun bedensel belirtiler yaşaması, sosyal olarak geri çekilmesi, uyku ve iştahının ciddi biçimde bozulması, okul başarısında belirgin düşüş görülmesi ya da okul reddinin artması halinde değerlendirme yapılması gerektiğini kaydetti.

Akran zorbalığı okul ortamıyla birlikte değerlendirilmeli

Akbirgün, akran zorbalığının yalnızca fiziksel saldırıdan ibaret olmadığını belirterek alay etme, lakap takma, küçümseme, dışlama, dedikodu yayma, tehdit, sosyal medyada itibarsızlaştırma ve gruptan uzaklaştırmanın da zorbalık kapsamında değerlendirilebileceğini söyledi.

Zorbalığa maruz kalan çocuklarda okula gitmek istememe, tekrarlayan karın ve baş ağrıları, eşyaların zarar görmesi, öfke veya çökkünlük, arkadaşlardan uzaklaşma, akademik gerileme, uyku sorunları ve ani davranış değişiklikleri görülebileceğini aktaran Akbirgün, ailelerin çocuklarla açık uçlu sorular üzerinden konuşmasını önerdi.

“Teneffüsler nasıl geçiyor?”, “Sınıfta kendini ne zaman rahat ya da rahatsız hissediyorsun?” ve “Birisi seni rahatsız ettiğinde neler oluyor?” gibi soruların daha sağlıklı bilgi sağlayacağını belirten Akbirgün, çocuğun anlatımı karşısında “Neden karşılık vermedin?” veya “Sen de vursaydın” gibi ifadelerden kaçınılması gerektiğini söyledi.

Zorbalığın yalnızca iki çocuk arasındaki bir anlaşmazlık olarak ele alınamayacağını vurgulayan Akbirgün, sınıf iklimi, öğretmen tutumu, izleyicilerin davranışı ve okul kültürünün de değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Okulun güvenli bir yer olduğu duygusunun kaybolması halinde çocuğun akademik performansının yanı sıra öğrenmeye açıklığının, sosyal katılımının ve okula devamının da etkilenebileceğini belirtti.

Dikkat sorunlarında aceleci tanıdan kaçınılmalı

Her dikkat dağınıklığının bir bozukluk olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Akbirgün, uykusuzluk, kaygı, aile içi stres, okul değişikliği, akran sorunları, yoğun ekran kullanımı, öğrenme güçlüğü ve yaşa uygun olmayan akademik beklentilerin dikkat üzerinde etkili olabileceğini kaydetti.

Bir çocuğun yalnızca belirli bir derste mi zorlandığı, evde ve sosyal ortamlarda da benzer sorunların yaşanıp yaşanmadığı, durumun ne kadar süredir devam ettiği ve çocuğun akademik ya da sosyal işlevselliğini etkileyip etkilemediği incelenmeden sonuca varılmaması gerektiğini belirten Akbirgün, çocukların “tembel” veya “dikkatsiz” gibi sıfatlarla tanımlanmaması uyarısında bulundu.

Öğretmen gözleminin önemli olduğunu ancak gözlem ile tanının birbirinden ayrılması gerektiğini ifade eden Akbirgün, öğretmenlerin davranışı tarif etmesi, kesin tanı koymaması gerektiğini söyledi. Gerekli durumlarda uzman değerlendirmesi ve uygun testlerin kullanılabileceğini belirtti.

Aile ve öğretmenlerin kendi kaygılarını da çocuklara yansıtabildiğine dikkat çeken Akbirgün, sabah telaşının, sürekli saate bakmanın ve çocuğu acele ettirmenin okula gitmeden önce stres düzeyini yükseltebileceğini söyledi. Eğitim yılının ilk haftalarında akademik performanstan önce okula uyumun ve çocukla ilişkinin desteklenmesi gerektiğini belirten Akbirgün, çocuk okuldan çıkar çıkmaz not ve ödev sorgulamak yerine önce sıcak bir karşılamanın tercih edilmesini önerdi.

Okula uyum sürecinde aile, çocuk ve öğretmen arasındaki güven ilişkisinin belirleyici olduğunu vurgulayan Akbirgün, yetişkinler arasındaki anlaşmazlıkların çocuğun yanında yürütülmemesi gerektiğini kaydetti. Ebeveynlerin öğretmeni çocuğun önünde sürekli eleştirmesinin, öğretmenin de aileyi değersizleştirmesinin çocuğu iki otorite arasında bırakabileceğini belirtti.

Öğretmenin özellikle okul yılının ilk döneminde yalnızca kuralları öğreten kişi değil, sınıfın psikolojik güvenliğini oluşturan yetişkin olması gerektiğini ifade eden Akbirgün, sessizleşen, içine kapanan ya da davranışları değişen çocukların hemen “uyumsuz” olarak nitelendirilmemesi gerektiğini söyledi. Davranışın arkasındaki duyguyu anlamaya çalışmanın, sınırları korurken çocuğa destek olmayı kolaylaştıracağını belirtti.

Akbirgün, çocukların hata yapabileceklerini, anlamadıkları noktaları sorabileceklerini ve zorlandıklarında yardım isteyebileceklerini hissetmelerinin öğrenmenin temelini oluşturduğunu söyledi. “Okula uyumun yolu güvenden geçiyor” mesajını yineleyen Akbirgün, kendini güvende hisseden ve anlaşıldığını bilen çocukların öğrenmeye, ilişki kurmaya ve meraklarını korumaya daha açık olduğunu ifade etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu