Sofya’dan İstanbul’a: Tarihi Bir Seyahatnamesi
Nalan Ataklı, Angel Karaliyçev’in ‘Sofya’dan İstanbul’a’ eserini değerlendiriyor. Tarihi ve kültürel bir yolculuk.
Sofya’dan İstanbul’a: Tarihi Bir Seyahatnamesi
Yazar: Angel Karaliyçev
Kitap: Sofya’dan İstanbul’a
Türü: Seyahatname
Sayfa: 110
Çeviren: Prof. Dr. Hüseyin Mevsim
Sevgili Okurlar,
Angel Karaliyçev, 1902-1972 yılları arasında yaşamış olan Bulgar kökenli bir yazar ve masal anlatıcısıdır. Ancak benim bu yazıda asıl vurgulamak istediğim, kitabın çevirmeni Hüseyin Mevsim’dir. 1964 doğumlu olan Mevsim, Slav/Bulgar Dili ve Edebiyatı alanında eğitim almış bir akademisyendir. Türkçe ve Bulgarca olarak 60’tan fazla eser kaleme almış ve bu eserlerden biri olan ‘Kavşaktaki Ülke’, 2020 yılında Bulgaristan Kültür Bakanlığı tarafından Beşerî Bilimler Ödülü’ne layık görülmüştür. Mevsim’in kitabın önsözünde sunduğu derinlemesine analiz ve tanıtım yazısı, okuyucuya kitabın atmosferine dair bir ön izleme sunmaktadır. Bir çevirmenin üstlendiği bu sorumluluk, eserin ruhunu daha iyi anlamamıza yardımcı olmaktadır.
Kitap, 1930’lu yıllarda Bulgaristan’dan İstanbul’a gelen altı edebiyatçının zaman içinde gerçekleştirdiği tarihi bir yolculuğu konu alıyor. Örneğin, Sultanahmet Meydanı’na döndüğünüzde, Justinyen’in katledilişine dair notlar ve At Meydanı’ndaki hipodromun bugünkü Sultanahmet Camii ile olan ilişkisini keşfediyorsunuz. Ayasofya’nın tarih boyunca maruz kaldığı hasarları ve yer altı geçitlerini inceleyerek, bu tarihi mekânlar aracılığıyla geçmişe bir yolculuk yapıyorsunuz. Bu eser, okuyucuyu sadece bilgilendirmekle kalmayıp, tarihi olayları yeniden yaşatmayı da amaçlıyor.
Özellikle Sultanahmet Meydanı, geçmişte dökülen kanların izlerini taşıyor. Bizans, Latin ve Osmanlı imparatorluklarının tarih boyunca bu topraklarda bıraktığı izler, mekânların ruhunu derinden hissetmemizi sağlıyor. Bu kitap, küçük detaylarla dolu bir tarih yolculuğu sunuyor ve okuyucunun hayal gücünü harekete geçiriyor. Eser, günlük gezi yazısı formatında yazılmış olup, betimlemeleriyle dikkat çekiyor. Gelecek nesillere bırakılmış bir kültürel miras niteliği taşıyor.
Kitapta yer alan bazı alıntılar ise İstanbul’un tarihi dokusunu gözler önüne seriyor: “Galata Köprüsü üzerindeyiz. Akşam güneşi Altın Boynuz’u aydınlatıyor. Sağda Pera, yuvarlak kule Galata Kulesi, Taksim ve burada kök salmış yabancı tüccarların bankaları var. Solda ise eski İstanbul, ‘Tanrı’nın koruduğu şehir’ olarak anılan Konstantinopolis. Napolyon, bu şehir hakkında ‘Konstantinopolis mi? Bu şehre hâkim olan, dünyaya hükmeder’ demiştir.”
Bir diğer önemli nokta ise Rumeli Hisarı’nın tarihi: “Buradan dökme demir toplar, yabancı kadırgalara taş gülleler fırlatıyordu. Fatih Sultan Mehmet, Rumeli Hisarı’nı inşa etmeye başladığında paşalar, dülgerlerle birlikte çalışarak taş taşıyorlardı.” Ayasofya’nın ihtişamı ise Prokopius’un sözleriyle özetleniyor: “O göklere kadar uzanıyor ve sanki gökyüzünden altın zincirle salınmış gibi.” Bu mabedin büyüklüğü, ziyaretçileri derinden etkiliyor ve herkesin hayatında en az bir kez görmesi gereken bir yapı olarak öne çıkıyor.
Sonuç olarak, ‘Sofya’dan İstanbul’a’ eseri, tarihi ve kültürel bir yolculuk sunarak okuyucularını geçmişle buluşturuyor. Kitap, sadece bir seyahatname değil, aynı zamanda bir kültürel miras olarak da değerlendirilmeli. Kitaplarla kalın.
Sevgilerimle,
Nalan Ataklı




